BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI YILLARINDA ARAKLI (1914-1918)
Mehmet Akif Bal
28 Temmuz 1914 tarihinde başlayıp 11 Kasım 1918 tarihinde sona eren Birinci Dünya Savaşı’nın önemli harplerinin yaşandığı cephelerden biri Kafkas Cephesidir. Osmanlı Devleti’nin III. Ordusunun sorumlu olduğu Kafkas Cephesinin önemli harp alanlarından olan Trabzon ve civarı, özellikle Araklı Karadere’den başlamak üzere doğuya doğru Lazistan Cephesi olarak geçmiştir. Lazistan Cephesinden sorumlu 5. Kolordu’nun III. Mıntıka Komutanı ise Tuğgeneral Fevzi (Çakmak) Paşa’dır.
Kafkas Cephesi harekatı içerisinde Trabzon ve civarı Ruslara karşı verilen şanlı mücadelelerle doludur. Sahil kesimindeki Türk savunması, Artvin ve Rize’nin Rus işgaline düşmesinden sonra Trabzon’daki vadilerde ve akabinde Rus donanmasının atış menzili dışında kalan Çaykara Haldizen-Madur-Araklı Polut gibi iç kesimlerde devam etmiştir. Trabzon sınırları içerisinde yer alan ve sivillerin de yoğun olarak yer aldığı ilk savunma Of’un Baltacı ve Solaklı vadilerinde, daha sonra Araklı Karadere vadisinde ve akabinde Trabzon’un işgale düşmesiyle birlikte Akçaabat-Tonya-Vakfıkebir hattında gerçekleşmiştir. Fakat bölgedeki kademeli ve topyekün Türk savunmasına rağmen, 26 Mart’ta Of, 28 Mart’ta Sürmene, 15 Nisan’da Araklı, 18 Nisan 1916’da Trabzon, 21 Temmuz 1916’da Vakfıkebir gibi sahil yerleşimleri Rus işgaline girmiştir. Sahil kesiminin işgal edilmesinde, bir taraftan Rus donanması ve kara birliklerinin organize hareketleri diğer taraftan Bayburt’un işgale düşmesinin getirdiği sıkıntı etkili olmuştur.
Araklı’nın Denizden Bombardımanı
Rus donanması, Rus kara işgal kuvvetlerinden önce Araklı üzerine denizden harekata girişmiş ve Araklı’daki yerleşim yerleri sahilden yoğun şekilde bombardıman etmiştir. Araklı’ya yönelik Rus donanmasının ilk saldırıları 17 Kasım 1914 tarihinde gerçekleşmiştir. Rus donanması bu saldırı ile durmamış ve 20 Kasım 1914’de Rus donanmasına ait bir filo Trabzon’u ve Araklı’yı tekrar bombardıman etmiştir. Araklı çarşısı ve çarşıdaki cami bu bombardımanda isabet almıştır. Bununla yetinmeyen Ruslar, Araklı’yı Bayburt’a bağlayan Karadere yolunun önemi nedeniyle Araklı’ya çıkarma yapmaya kalkışmışlar fakat Araklılı siviller; ellerindeki aynalı, dumanlı, dokuzlu denilen eski tüfeklerle, sahile çıkmaya çalışan Rus askerlerine ateş açarak çıkarmayı engellemişlerdir. Sahile çıkamayan Rus askerleri bunun üzerine, Araklı limanına (Konakönü) demirlemiş olan çift direkli 48 kayık ve kotrayı yağlı paçavra ile tutuşturarak yakmışlardır.
3 Nisan 1916’da Rus filosundan bir zırhlı, akşama doğru Araklı önlerine yaklaşmış ve Karadere’nin batı yakasındaki Türk mevzilerini bombalamıştır. Aynı günün akşamı üç Rus savaş gemisi daha Araklı’daki Türk mevzilerini vurup, buradan Of’a hareket etmiştir. Rus donanması, 4 ve 5 Nisan’da Karadere’nin batı yakasındaki Türk mevzilerini denizden tekrar ateş altına alarak, Türk birliklerinin tahkimat yapmasını engellemiştir. Üç Rus torpidosu bu amaçla Araklı Karadere’de yeni Türk savunma hattının oluşmasını engellemek için bombardıman yapmıştır. 5 Nisan 1916’da bir Rus torpidosu, Karadere’deki Türk hattının sol kanadını bombalamıştır. Karadaki ilerleyişlerinin donanmaları sayesinde kolaylaştığını gören Ruslara ait bir muhrip bu defa 6 Nisan 1916’da Araklı Karadere’de savunma hattı oluşturmaya çalışan Türk sol kanadını bombardıman etmiştir.
Karadere vadisinde oluşmuş Türk savunma hattının etkisiz kalması için Karadere vadisine denizden ağır bombardıman yapan Rus donanmasına ait harp gemileri, 14 Nisan 1916 sabahı saat 07.00’de yine Araklı açıklarına gelmiştir. Saat 08.00’den itibaren Rus harp gemileri Türk mevzilerini şiddetli ateş altına alırken, doğudan Rus kara taarruzu başlamıştır. Aynı gün saat 08.00’den itibaren Rus Rostislav ve Panteleimon harp gemileri Türk mevzilerini şiddetli ateş altına alırken, aynı anda doğudan Araklı’ya doğru Rus kara taarruzu da başlamıştır. Araklı sahillerine gelen Rus savaş gemilerinden Karadere’nin batısındaki Türk mevzilerine atılan 1220 bomba, buradaki Türk siperlerinde büyük tahribat yapmıştır. Yine 14 Nisan’da yeniden saldırıya geçen Rus ordusuna destek olmak üzere, Rostislav ve Panteleimon savaş gemileri kıyıya 12 palamar (yaklaşık 2 kilometre) yaklaşıp, makinelerini durdurarak 6 inçlik toplarla Karadere’nin sol kıyısında ve yumuşak bir tepenin yamacında bulunan Türk yerleşimlerine, ayrıca Sürmene kasabasına ve Araklı Burnu’na ateş açtılar.
Rus Rostislav ve Panteleimon savaş gemilerinden 6 inçlik (152 mm) toplarla sahildeki Türk mevzilerine açılan ateşin etkisi o kadar büyük olmuştur ki; Türk müstahkem mevkileri tahrip olmuş, top yuvaları yerle bir edilmiş ve ağır bombardımanın tesiriyle siperlerinde daha fazla duramayan Türk kıtaları batıya doğru yani Yanboludere Vadisi’ne doğru çekilmek durumunda kalalacaktır.
Araklı Karadere Muharebeleri
Araklı’nın Karadere vadisinde çok ciddi Türk-Rus muharebelerinin yapıldığı gerçeği maalesef yakın zamanlara kadar bir meçhul olarak kalmıştır. Konunun öneminden hareketle yaptığımız makale ve kitap çalışmalarımızla bu gerçeği ortaya koymaya muvaffak olduk. Çünkü, Araklı Karadere vadisindeki Türk-Rus muharebeleri, Trabzon civarına yönelik işgal faaliyetlerinin bilinmesi ve bölgedeki Türk savunmasının anlaşılması açısından büyük önem taşımaktadır.
Öncelikle bilinmeli ki, Araklı Karadere vadisindeki askeri hareketlilik, Of Baltacı ve Solaklı vadilerindeki hareketliliğe bağlı olarak şekillenmiştir. Of Baltacı Deresindeki Türk-Rus muharebeleri, Türklerin batıya doğru geri çekilmeyle sona ermiş ve 28 Mart 1916’da Türk nizami kuvvetleri, artçı milislerin desteğinde Sürmene Manahos Deresi’ne doğru gerilemiştir. Burada özellikle Rus deniz topçusunun denizden ağır bombardımanı karşısında uzun süreli tutunamayan Türk kuvvetleri, düşmanı oyalayarak 30 Mart’ta hızla Küçükdere vadisi istikametine çekilmiştir. 30 Mart 1916’da Köprübaşı’nın işgalinden sonra Türk birlikleri, artçı Türk çetelerin korumasıyla Araklı Karadere’ye doğru çekilmeye başlamıştır. Rus 19. Türkistan Alayı ise 31 Mart 1916’da Sürmene Küçükdere nahiyesine ulaşmıştır. Ruslar, Sürmene Küçükdere Gorgor sırtlarındaki Türk artçı/milis birliklerinin ateşi ile karşılaşmıştır. Çatışmalar sonucunda Türk artçıları batıya doğru çekilirken, Rus 19. Türkistan Alayı da Gorgor sırtlarını tutmuş ve Rus kuvvetleri 2 Nisan 1916’da Araklı Karadere’nin doğu sahiline kadar ilerlemiştir. Türk milis kuvvetleri bu sırada Rus kuvvetlerini oyalamak suretiyle Rusların hızını keserek Türk nizami kuvvetlerinin kontrollü şekilde mevzi değiştirmesine büyük katkı sağlamış ve bu şekilde Araklı Karadere’de büyük bir savunma hattı kurulmasına zaman oluşturmuşlardır.
Karadere muharebelerinin ilk başlarında yani 8 Nisan 1916 günü sabah saatlerinde 5000 Rus askeri Sürmene sahillerinden karaya çıkarılarak süratle Karadere önlerine sevk edilmiştir. Ruslar bir diğer tugayını ise kara yoluyla Karadere’ye göndermiştir. 9 Nisan 1916’da Araklı Tosunlu (Bifera)’dan Karadere’ye doğru ilerleyen Ruslar, Türk taarruzlarıyla geri atılmıştır. Bunun üzerine, Rusların Rize’deki 1. Plaston Taburu, karayolu ile 10 Nisan 1916’da Araklı Karadere’ye gelmiştir. Ruslar, Karadere önündeki kuvvetlerini 10 bin askerle takviye etmiştir. Türk tarafı ise sadece 28. Alay’ı sahil cephesine sevk edebilmiştir.
Karadere savunmasının ilk günlerinde Türk kuvvetleri sahil kesiminde ve Karadere’nin batı yakasında mevzilenirken, iç kesimde ise Karadere’ye Kaşıkçı Hanları bölgesinde kavuşan Marzuba (Kaymaklı) Deresi boyunca konuşlanmıştır. Bu sebeple Marzuba deresi Araklı sahil kesimindeki ilk Türk-Rus muharebelerinin yaşandığı yerdir. Bundan sonra Araklı Yoncalı (Zavzaga)-Tosunlu (Bifera) hattı boyunca Rusları oyalama savaşlarına girişilmiştir. 13 Nisan 1916’da Aho tarafında mevzilenen ve Karadere’yi geçerek Rus mevzilerine bir keşif taarruzu düzenleyen Türk birlikleri, Rus takviyelerinin mevzilere girmiş olduklarını rapor etmişlerdir. Rusların kara kuvvetlerinin genel taarruzu ve özellikle Türk mevzilerinin Rus donanmasınca vurulması üzerine, 14 Nisan 1916 günü sabaha karşı Türk ileri karakollarının tamamı Karadere’nin batı yanına yani Aho Dağı kesimine çekilmiştir.
Fevzi Çakmak Paşa Araklı’da
Araklı’daki savunmaya 3. Mıntıka Komutanı olarak atanan isim, daha sonradan mareşal olacak Fevzi Çakmak Paşa’dır. 9 Nisan 1916 günü Fevzi Paşa (Çakmak), o sırada Gümüşhane’de bulunan ve Trabzon’daki askeri birliklere de komuta eden III. Ordu Komutanı Vehip Paşa (Vehip Kaçı) ile görüştükten sonra Trabzon’a hareket etmiştir. Fevzi Paşa (Çakmak), 11 Nisan 1916’da, Türk sahil cephesi karargahının bulunduğu bugünkü Arsin ilçesine bağlı Yolüstü (Büyükhara) Köyü’ne gitmiş ve teftişte bulunmuştur. Fevzi Paşa’nın mevzileri ziyareti ve Karadere’ye geleceği haberi asker arasında büyük sevince yol açmış ve Türk askeri bütün mevzilerde tekbir getirmeye başlamıştır. Tekbir sesleri Araklı Karadere vadisinde dalga dalga yayılmıştır. Karadere savunmasının komutanı Fevzi Paşa, bundan sonra Aho Dağı zirvesine çıkmış ve mevzileri denetlemiştir.
Aho Dağı Muharebeleri
Rus donanmasının ağır bombardımanı sonucu Türkler, 14 Nisan 1916 tarihinde saat 14.00’e kadar sahil kısmını tamamen boşaltmış hatta Araklı’dan Trabzon’a ve iç kesimlere yani güneye doğru çekilmeye başlamıştır. Rus donanmasının bombardımanı bitince, Rus 19. Türkistan Alayı taarruza geçmiş ve öğle saatlerinde Aho Dağı Rusların eline düşmüştür. Bu olaydan sonra Araklı’daki Türk savunması yarılmıştır. Fakat Türk kuvvetleri geri çekilse de Rus ilerleyişi hiç kolay olmamıştır. Ruslar, ancak 1000 ölü vererek Aho Dağı’nı zapt edebilmiştir. Sahilden yaptıkları yoğun top atışlarıyla Karadere’nin batısında kurulan Türk siperlerini adeta yakan ve İngilizlerin tabiriyle Karadere vadisini “Bir Cehennem Vadisine” çeviren Rus donanması, Araklı Karadere’deki ve daha sonra Yanbolu Deresi’ndeki Türk direnişini de kırınca, 15 Nisan 1916’da Araklı Ruslarca tamamen işgal edilmiştir. Bu arada Rus donanması Karadere’nin ağzında yer alan Araklı Limanı’nda demirlemiş olan gemilere ateş açmış ve hepsini yakmıştır. Bu bombardımanda Araklı Çarşısı ve Araklı’daki iki cami de isabet almıştır.
Araklı’daki Milis Müdâfaası
Ruslara karşı Araklı’daki ilk sivil direniş, Rus donanmasının 1914 yılındaki çıkarma harekatına karşı başlatılmıştır. Bu dönemde Araklı sahillerine yanaşan Rus gemilerindeki Rus askerleri, kayıklarla sahile çıkmak istemiş ancak karadan yöre insanının açtığı ateş sonucu sahile yanaşamamışlardır.
Of sahillerinde durdurulamayan Rus işgalciler bunun üzerine Sürmene üzerine yürümüş, 30 Mart 1916’da Sürmene’den kuzey batıya doğru inen bir Rus kolu Sürmene’yi işgal ederken, Kacalak Dağı’nın güneyinden Manahoz Deresi vadisine inen bir diğer kol da Köprübaşı’nı işgal etmiştir. Sürmene’de durdurulamayan Ruslar bu defa Araklı üzerine yürümüş ve bunun üzerine Türk kuvvetleri Of vadilerinden sonra ikinci büyük savunmayı Araklı Karadere vadisinde oluşturmaya başlamıştır. Sürmene’den Küçükdere istikametine çekilen düzenli Türk kuvvetleri, Trabzonlu çetelerin desteği altında Araklı Karadere’ye doğru çekilmiş, Türk çeteler Ruslara zaman zaman ateş açarak, Karadere’nin batı yakasına çekilerek savunma mevzileri hazırlamak isteyen Türk nizami kuvvetlerine vakit kazandırmıştı. Araklı Karadere vadisinde mevzilenen Türk nizami birlikleri ve milisler Karadere Vadisi savaşları ve hususen 820 rakımlı Aho Dağı savaşlarında 15 gün boyunca Ruslara karşı müdâfa yapmışlardır. 15 Nisan 1916 tarihinde Araklı Karadere Cephesi’ne donanmalarının desteğiyle yüklenen Ruslar karşısında iki ateş arasında kalam Türk kuvvetleri Karadere’den geri çekilmek durumunda kalmıştır. Geri çekilen Türk birlikleri, yine sahildeki sayısız ırmaklar arasında mevzilenmiş bulunan artçı müfrezelerin desteğiyle batıya doğru ilerlemiştir.
Rusların 3 Nisan’da başlayıp 15 Nisan 1916’ya kadar süren yoğun bombardımanları ve kalabalık kuvvetlerle yaptıkları kara taarruzları sonucu Araklı’yı ele geçirmeleri üzerine Türk kuvvetleri hem batı istikametine hem de iç kesimlere çekilmiştir. Özellikle Araklı’nın Rus deniz topçusunun menzili dışında kalan iç kesimlerinde Ruslara karşı yoğun bir savunma ve taarruz harekatı gerçekleşmiştir. Araklı’nın iç kesimleri bu şekilde Ruslara karşı ciddi bir milis müdafaasının gerçekleştirildiği bir mıntıka haline gelmiştir. Nizami birlikler yanında çarpışan milislerin gayretli çabaları sonucunda, sahil bölgesinde Rus donanmasının desteğiyle rahat ilerleyen Rus birlikleri iç kesimlerde sağdan soldan, güneyden kuzeyden yapılan Türk taarruzları ile yıpratılmış, korku ve ümitsizliğe itilmiştir. Araklı milisleri, Araklı sahil kesimlerinde ve Madur ve Polut dağları civarında harekata muharip olarak katılma yanında, Rus birliklerine beklenmedik anlarda taarruz ederek Polut-Madur hattındaki çarpışmalara yön vermiştir.
Araklı’daki Milisler
1916-1918 Rus işgali yıllarında Trabzon'daki tüm cephelerde olduğu gibi, Araklı'da da Osmanlı Ordusunun emri altındaki sivil direnişin içinde yörenin önemli isimler yer almıştır. Araklı’daki sivil milislerden biri İsmailçebioğlu Ömer Ağa'dır. Ömer Ağa, Birinci Dünya Savaşı sırasında 60 kişilik çetesiyle Ruslara karşı Of’taki büyük savunmanın parçası olmuş, mücadele sırasındaki faaliyetlerinden dolayı milis yüzbaşısı rütbesi almıştı. Bir diğer isim, 1860 yılında doğan İsmailçebizade Tahir Ağa’dır. Tahir Ağa, Madur Dağı Çete Komutanı olarak faaliyet göstermiştir. Araklı’daki milis komutanlarından bir diğeri ise, 100 kişilik müfrezesiyle Batum Cephesi’nde savaşmış Yusuf Çebi’dir. Teşkilat-ı Mahsusa yapılanması içinde hareket eden Araklı milislerine Sürmene Petekli Köyü’nden Çolak İsmail (Çebi) Ağa da silahları kendinden olmak üzere 100 kişilik gönüllü müfreze oluşturarak katılmıştır. Türk birliklerinin Batum’dan geri çekilmelerinden sonra Of’ta kurdukları savunma hattındaki çarpışmalara Araklı’dan gelen Bazıoğulları (Bacıoğulları) ve Hasançebioğulları da dahil olmuştur.
I. Dünya Savaşı’nda Ruslar Ayven (Kükürtlü) Mahallesi’ni işgal ettikten sonra, Türkler bu işgale karşı savunma durumuna geçince hatta Gümüşhaneli Hacı Mecit’in kurduğu milis kuvvetlerine Araklı’daki bazı köylerden de katılım olunca, Ruslar bu sivil güce karşı saldırıya geçmişlerdir. Çatışmalarda Ayven Köyü’nden şehitler verilmiş ancak Ruslar, yardıma gelen Türk kuvvetlerinin de desteğiyle “Hot-Pos” mevkiinde ağır yenilgiye uğratılmıştır. Bozguna uğrayan Ruslar, köye indiklerinde ise intikam amacıyla köyden dokuz kişiyi öldürmüşlerdir. Ruslara karşı verilen mücadelelerin gerçekleştiği yerlerden bir diğeri Horyan (Yeşilyurt) Köyü’dür. Horyanlı Vasioğlu Reşit ve Vasioğlu Beyaz gibi kahraman isimler, Ruslara karşı milis taktiği ile mücadele etmişlerdir. Galer Tepesi’nde (Galer savaşları) Ruslara karşı savaşmışlardır. Rus işgali esnasında Horyan köylülerinin bir çoğu şehit hatta bir çoğu da gazi olmuşlardır. Bazı şehitlerin mezarları halen bölgedeki dağlarda bulunmaktadır. Bu çetecilerden Çakıroğlu İsmail’in mezarı Gaban Başı’ndadır. Keleşoğlu Hamit ise, yöredeki bir işgalci Rus komutanını öldürmesiyle bilinen kahramanlardan biridir.
1916 yılı Haziran veya Temmuz başlarında işgalci Ruslar, Kizirnos (Kayacık) Köyü’nün sınırında bulunan Ağaçbaşı Yaylası’nda, Türk birlikleri ve milislerin ortak harekatıyla bozguna uğratılmıştır. Bu harekatta faydası görülen bazı yerli milisler: Kizirnos’tan Ali Akyıldız, Cimlakava’dan (Yüceyurt) Kuloğlu Mecit Çavuş ve Horyan Köyü’nden Mecit ve Keleşoğlu Hamit’tir. Bu isimler ayrıca, Türk birliklerine çok yardımda bulunmuşlar, nöbet tutmuşlar, çatışmaya girmişlerdir. Uzaktan yaptıkları keskin nişancı atışları dahi Rusları yıldırmıştır. Hatta Araklı Tekneciler Köyü’ne giren Rus birliğinin komutanı, köy sakinlerinden Kuloğlu Hamit tarafından uzaktan yapılan atışla öldürülmüş fakat Kuloğlu Hamit bu olaydan sonra şehit edilmiştir.
Polut Dağı’nda Kahraman Bir Müderris
Bugünkü kadastro sınırlarına göre Araklı-Köprübaşı-Gümüşhane gibi üç il ve ilçenin sınırlarında kalan Madur Dağı ile onun karşısında yer alan ve Araklı ilçe sınırlarına dahil olan Polut Dağı bölgesi, Birinci Dünya Harbi’nde Türk ve işgalci Rus nizami kuvvetlerinin harp alanlarından biridir. Bu mevkideki harplere milis kumandanı olarak katılan İncesulu Hacı Mecid Efendi, bölgedeki harbi idare eden 3. Mıntıka Komutanı Fevzi Çakmak Paşa’dan aldığı emir üzerine harekete geçmiş, Araklı Çatak mevkiinden hareketle ve gizli patikalardan ilerleyerek hatta Karameşe Ormanlarının üst tarafındaki Bendamil (Beşoba) yaylasından geçerek, Madur-Polut bölgesine girmiştir. Bölgede gizlice mevzilendikten sonra 40 kişilik milis gücüyle 22 Haziran 1916’da Araklı Polut Dağı'ndaki Rus kuvvetlerine baskın yapmıştır. Bu baskından sonra sarsılan Rus kuvvetlerine yönelik olarak bu defa nizami Türk birliklerinin hücumu başlamıştır. Böylelikle işgalci Ruslara darbe üzerine darbe vurulmuştur. Hacı Mecid Efendinin milisleri ayrıca, bölgedeki gizli Rus askeri malzeme depolarını ve askeri imalathaneleri basarak çalışanlarını esir etmiştir. Çok sayıda Rus askeri ise, yoğun sis sırasında gerçekleşen bu baskında Polut Dağı’nın uçurum bölgesindeki yarlardan düşerek ölmüştür..
Araklı’da Şehid Olan Çanakkale Kahramanları
“Araklı yöresindeki yoğun Türk-Rus muharebeleri sırasında kritik çarpışmaların yaşandığı yerlerden biri Araklı Yeşilyurt (Horyan) Köyü’dür. Fakat 2/3 Nisan 1916'da Araklı Yılanlıdağ (Yılantaş) kuzeyinde bulunan Yeşilyurt Köyü'ne gelen Türk 28. Piyade Alayı’nın 4. Taburu ve dağ bataryası, ani bir Rus baskınına uğramıştır. Yapılan baskında özellikle Çanakkale Cephesinden gelmiş, süngü hücumu ve dolayısıyla yakın mesafe harp konusunda ustalaşmış 4. Tabur (Beyoğlu Jandarma Taburu) maalesef bir pusuya düşürülerek ağır zayiat vermiştir. Şehid olan Türk askerleri Yeşilyurt Köyü'ndeki şimdiki sembolik şehidliğin olduğu alanın karşısına ve İstiriçaltı denilen yere defnedilmiştir.
Genelkurmay ATASE Arşivinden elde ettiğimiz 28. Alay 4. Tabur Harp Raporu, bu şehitlikle ilgili ciddi bilgiler içermektedir. ATASE belgelerinde, Yeşilyurt Baskınında ağır zayiat veren 28. Alay’a Bağlı 4. Taburun durumuna dair şu bilgiler yazılıdır: "Horyan'a muvasalat eden (varan) Hasan Bey Müfrezesi, düşmanla bugün verdiği müsademede (çarpışmada) ricata (geri çekilmeye) mecbur olmuş, düşman kesif (yoğun) sisten bilistifade (istifade ederek) 28. Alay 4. Taburu perişan bir halde ricat ettirmiştir. 4. Tabur, Çanakkale'den avdette (dönüşte) 28. Alay’a iltihak ettirilmiş (katılmış) Beyoğlu Jandarma Taburudur. 28. Alay 4. Tabur Kumandanı Hasan Bey müteahhiren (sonradan) vefat eylemiştir." Yöre ahalisi, Hasan Bey’in, taburunun yaşadığı ağır zayiattan etkilenip bugünkü Araklı Yüzbaşı Mahallesinde ve Yüzbaşı Köprüsü civarında intihar ettiğini nakletmektedir. Zaten raporda, “müteahhiren (sonradan) vefat eylemiştir” denilmesi de bu durumu düşündürmektedir.
Aynı raporda yer alan ve 4. Tabur Kumandan Vekili Binbaşı Mustafa Adnan Bey imzasıyla 4 Nisan 1916 tarihinde Müfreze Kumandanlığına yazılan yazıda ise, şehidliğin tarihçesine ve şehidlere dair çok önemli bilgilere yer verilmiştir. Bu raporda; “Tabur, bugünkü muharebede 76 esir ve kayıp, 26 şehid, 12 mecruh (yaralı) olmak üzere 114 neferle 1 kumandan vekili Mülazımıevvel (Üsteğmen) Kemal Efendi de şehid olarak cem'an (toplam) 115 zayiat vermiştir" denilmektedir. Bu sebeple, mevcut Yeşilyurt Şehidliğindeki yanlışlıklarla dolu kitabe metninin burada verilen bilgilere göre acilen düzenlenmesi gerekmektedir.
Araklı’da Ermenilerin Yaptığı Mezalim
Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki işgal sırasında Trabzon genelinde olduğu gibi, Araklı civarında da Ermeni çetelerinin faaliyetleri görülmüştü. Rusların desteğinde çete faaliyetlerine girişen Araklı Ermenileri ama özellikle Karadere vadisindeki Pervane Köyü mahallelerinde iskan edilen Ermeniler yoğun çeteciliğe başlamıştır. Sürmene eşrafından Fortunzade Polad ve İsmailçebioğlu Saadeddin efendilerin arşiv kayıtlarında bulunan bir beyanatı, Ermenilerin Araklı’daki faaliyetlerini en açık şekilde ortaya koyan bir anlatımdır. Bu anlatıma göre Ruslar, Araklı’nın Pervana Köyü’nde tecavüz ve öldürme olaylarına karışmışlardır. Pervana Köyü’nden Suiçmezoğlu Bican Ağa’nın kendisine ve eşine işkence yapıldıktan sonra her ikisi de Ermenilerce katledilmiştir. Purnak, Zimla-i Kebir (Kestanelik) ve Zimla-i Sagir (Keçikaya) köyleri halkından kaçamayan bazı kadın ve çocuklar Ermeni çetecilerce öldürülmüştür. Bir diğer Ermeni zulmü ise Cimlakava’da yaşanmıştır. Ermeni askerler, Cimlakava Köyü Kanavur Mahallesi’ndeki Kuloğulları akrabasından Halim Kul’un babasının gözünün önünde kadınlara kötülük etmeye kalkışmışlardır. Halim Kul’un babası ise, Ermenilerin Müslüman kadınlara tecavüz etmek istemelerine karşı koymuş fakat evinin önünde Ermeniler tarafından vurularak şehid edilmiştir.
Araklı Muhacirleri
Araklı yöresine yönelik Rus mezaliminin belirgin diğer tesiri kendisini, yöredeki Müslüman halkın çoğunun muhacirliğe çıkmasıyla göstermiştir. Araklı insanının çoğu, diğer çoğu Karadenizli gibi Samsun, İnebolu, İstanbul, Ankara, Sivas gibi işgale uğramamış yerlere yönelik büyük bir göçün içerisinde yer almıştır. Muhacirliğe çıkan binlerce Araklı insanının durumu çok büyük perişanlıklar arz etmiştir. Dönemin kaynaklarına göre, bölgeden batıya doğru göç eden binlerce muhacir, yollarda canından olmuştur. Araklı ve Doğu Karadeniz’deki diğer yörelerden batıya doğru öyle yoğun bir göç yaşanmıştır ki, Şubat 1916’da, Rize, Of ve Sürmene’den gelen muhacir kafileleri Akçaabat’ı doldurmuştur. Gelenlerin çoğu pek sefil ve perişandır. Muhacir kafilelerinde erkek pek azdır. Çoğunluğu, yaşlı, kadın ve çocuklardan oluşmuştur. Sağ kalan Araklı muhacirlerinin bir kısmı gittikleri Ordu, Samsun, Çorum, Amasya gibi yerlere yerleşmişler, diğer kısmı Araklı’ya dönmüştür. Geri döndüklerinde ise evlerinin ve mallarının Rus ordusu, Ermeni çeteciler ve bazı Müslüman aileler (!) tarafından yağmalandıklarını görmüşlerdir. Bu göç dalgası tüm Doğu Karadeniz ve Trabzon’u derinden etkilediği gibi Araklı’ya da çok yönlü ağır bir travma yaşatmıştır.
Araklı’nın Kurtuluşu (25 Şubat 1918)
Rus Çarlık orduları, 25 Ekim 1917 tarihinde Rusya’da meydana gelen Bolşevik ayaklanmaları sonucu önce Rusya içinde ve akabinde Rus ordusunun işgalci olarak bulunduğu Osmanlı topraklarında çözülmüş, komuta edilemez hale gelmiştir. Bu durumda Osmanlı Devleti, Almanya, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan ile Bolşevik Rusyası arasında 3 Mart 1918 tarihinde Brest Litovsk Antlaşması imzalanmış, 18 Aralık 1917’de Ruslarla Osmanlı Devleti arasında imzalanan Erzincan Mütarekesi ile işgal bölgelerini terk etmeye başlamışlardır. Fakat Ruslar geri çekilirken yerlerini Ermeni çetelerine bırakmaya çalıştılar. Bu doğrultuda Rus ordusundaki Ermeni askerlerle yerel Ermeni çetelerinin ortaklaşa taşkınlıkları ve katliamları artınca, Türk birlikleri hızla hareket geçmiştir. Özellikle Türk 37. Tümeni Komutanı Albay Kazım (Özalp), Giresun istikametinden Trabzon’a giriş yapmış, Trabzon’u ve kazalarını kademe kademe işgalcilerden ve çetelerden temizlemiştir. Yüzbaşı Kahraman Bey gibi sivil milisleri idare eden muvazzafların gayretleriyle ise Ermeni ve Rum çeteler yöreden çıkarılmıştır. 37. Tümen bu şekilde ve 25 Şubat 1918’de girdiği Araklı’yı 22 ay sonra işgalden kurtarmıştır.
Mehmet Akif Bal
Tarihçi-Yazar
Gazi Üniversitesi Öğr. Gör.











Yorum Yazın